Dijital Hicret · 1

Kalbinizin Sessiz Çığlığına Kulak Verin

Yıldızlı bir gecede, içinden gün ışığı taşan kemerli bir kapıya çıkan basamaklar ve uzaktaki küçük bir kapıyla onu birleştiren parıltılı taşlar. Köşede “Dijital Hicret 1” yazısı.

الحمد لله رب العالمين والصلاة والسلام على سيدنا محمد وعلى آله وصحبه أجمعين

أعوذ بالله من الشيطان الرجيم بسم الله الرحمن الرحيم

اِنَّ الَّذٖينَ تَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِمٖٓى اَنْفُسِهِمْ قَالُوا فٖيمَ كُنْتُمْ قَالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَفٖينَ فِى الْاَرْضِ قَالُٓوا اَلَمْ تَكُنْ اَرْضُ اللّٰهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُوا فٖيهَا فَاُو۬لٰٓئِكَ مَاْوٰيهُمْ جَهَنَّمُ وَسَٓاءَتْ مَصٖيرًاۙ (٩٧) اِلَّا الْمُسْتَضْعَفٖينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ لَا يَسْتَطٖيعُونَ حٖيلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَبٖيلًا (٩٨) فَاُو۬لٰٓئِكَ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَعْفُوَ عَنْهُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَفُوًّا غَفُورًا (سورة النساء / ٩٩)

Parmaklarımızın ucundaki sınırsız bilgi, dünyanın öbür ucundaki sevdiklerimizle anında kurduğumuz bağlantı... Teknoloji dünyası hayatımızı kolaylaştıran, hatta güzelleştiren sayısız nimetle dolu. Bir mühendis ve yazılımcı olarak bu harikaların mutfağında yer alıyor; yerin derinliklerinden çıkan kayaçların, cansız kod satırlarının nasıl hayata dokunan ürünlere dönüştüğünü ilk elden görüyorum.

Ve duyuyorum.

Klavyemizin her tuşunda, dokunduğumuz her ekranda, havyamızın her buharında, çevirdiğimiz her vidada kalbimizin attığı çığlığı duyuyorum. Günde kaç kez durup "ben ne yapıyorum" diye haykıran vicdanımızı duyuyorum.

Bitlerce yazı döküldü, tonlarca gözyaşıyla sulandı bu dünya; akan kan durmadı, çocuklar uyuyamadı. Çare aradık, çare olmaya güç bulamadık. "Allah'a nasıl hesap vereceğiz" diye dizimizi dövdük.

Üstelik tüm bunların altında, birçoğumuzun hissettiği ama adını koymakta zorlandığı derin bir huzursuzluk daha yatıyor. Zihnimiz karman çorman, ruhumuz yorgun. Bize hizmet etmek için tasarlanan bu araçların, aynı zamanda bize hükmettiği, bizi gözetlediği ve en acısı, bizden kazandıkları güçle masumların canına kastettiği bir düzende kendimizi çaresiz hissediyoruz.

Bu bir tesadüf değil.

Bu basit bir kuruntu da değil.

Bu, içinde yaşadığımız çağın ruhunu kemiren bir hastalık!

Kullandığımız bulut hizmetleri, danıştığımız yapay zeka asistanları, hayatımızı organize ettiğimiz uygulamalar... Hepsi birkaç devasa şirketin elinde toplanmış durumda. Bu şirketler bir yandan hayatımızı kolaylaştırırken, diğer yandan ordularla ve istihbarat servisleriyle milyarlarca dolarlık anlaşmalar imzalıyor.

Bir Müslüman olarak adaleti ayakta tutmak ve zulme karşı durmakla mes'ul olduğumuz halde her gün kullandığımız, işimizi ve sosyal hayatımızı üzerine kurduğumuz teknolojiler zulmün bir parçası haline gelmişken ne yapacağız? Bu suç ortaklığından nasıl arınacağız?

Sorular çok, ya cevaplar?

Bu soruların peşine her düştüğümüzde önümüze güçlü şirketler, arkalarında zalim devletlerle karşı karşıya kalıyoruz. Teknoloji erbabı olarak:

  • Arama motorunun basit bir arama motoru olmadığını
  • Yapay zekanın model eğitmekten ibaret olmadığını
  • Sosyal medya ve mesajlaşma uygulamalarını pazarlamanın zorluğunu
  • Siber güvenlik araçlarının aslında güvenmek zorunda kaldığımız malware'ler olduğunu
  • Çip ve entegre devrelerin ne kadar ağır prangalar olduğunu
  • Binlerce dolar verdiğimiz ürünlerin neden milyarlarca dolar zarara rağmen güçlü kaldığını
  • Ödeme ve para transferi altyapılarının ne emekleri çarçur ettiğini
  • Bizim kişisel verilerimizin nice masumları nasıl öldürdüğünü

en iyi biz biliyoruz.

Allah Teâlâ, yazımıza başladığımız Nisâ Sûresi/97-99'da meâlen şöyle buyuruyor:

Nefislerine zulmeden kimselere canlarını almak üzere gelen melekler, "ne işte idiniz" dediler. Onlar, "biz yeryüzünde zayıf düşmüş, güçsüz kimselerdik" dediler. Melekler ise onlara, "Allah'ın arzı geniş değil miydi; hicret etseydiniz ya!" dediler. İşte onların varacağı yer Cehennemdir ki o ne kötü varış yeridir! Ancak gerçekten zayıf olan; çaresiz ve hicret etmeye güç yetiremeyen erkek, kadın ve çocuklar müstesna. İşte bunları, umulur ki Allah affeder; çok affedici ve çok bağışlayıcıdır.

Değerli Müslümanlar, böyle bir tehditle karşı karşıya olduğumuzu unutmayalım. Bizler zayıf ve güçsüz hissetme bahanesine tutunamayız. Bizler, huzurumuza zaruretten fetva arayamayız. Boykotu basit bir direniş, kırılgan bir kalkan olarak kullanamayız.

Bizler üretmek zorundayız. Basit bir alternatifini değil, daha iyisini üretmek zorundayız. "Nasıl yapacağız" cümlesini bir ünlem olarak değil, cevap bekleyen bir soru olarak sormak zorundayız.

Nasıl yapacağız?

Her günümüzü boykot edilmesi üzerimize vacib olan bazı şirketlerin ürünlerini kullanarak geçiriyoruz. Kullandığımız silikonlar, uygulamalar, hizmetler...

İşte bu yazı serimizde kör bir reddedişi dillendirmeyeceğiz, inşaAllah bilinçli ve davetkar bir yolculuğa çıkacağız; iyi ve adil olanı kendi ilkelerimizle inşa edeceğiz. Biiznillah bu süreçte:

  • Bu bozuk düzenin yapı taşlarını tek tek deşifre edeceğiz. Teknoloji devlerinin askeri ve istihbarat yapılarıyla olan derin bağlarını kanıtlarıyla ortaya koyacağız. Verilerimizi ve mahremiyetimizi nasıl sömürdüklerini, bizi kendilerine nasıl bağımlı kıldıklarını analiz edeceğiz.
  • Bir kısım kendini bilmezlerin "Yahudiler olmasa birçok buluş ve ürün de olmayacaktı" iddiasını boşa çıkaracak, bu tahkirin bir lobi çalışması olduğunu göstereceğiz.
  • Kendi hatalarımızla yüzleşip şimdiye dek yaptıklarımızı ve yapmadıklarımızı masaya yatırarak kollarımızı sıvayacağız. Birbirimizi daima uyanık tutarken en yakınlarımızdan başlayarak herkesi birlik olmaya davet edeceğiz.
  • Adım adım, kapsamlı bir yol haritası ile pratik çözümleri İslâmî çerçevede uygulamaya koyacak; ayrıntılı rehberler ve kapsamlı mimarilerle bilgi, ürün ve hizmetlerimizi paylaşacağız.
  • Nebevî usul ve Resulullâh ﷺ ahlâkı ile bir çerçeve çizerek ticaret ve teknolojiye hayat verecek, bu felsefeyi dünyaya duyurarak dijital hayatımızın kontrolünü yeniden nasıl ele alabileceğimizi tartışacağız.

Gerçek şu ki birbirimize destek olarak ne kadar kolaylaştırmaya çalışsak da bu, kolay bir yolculuk olmayacak. Alışkanlıklarımızdan vazgeçecek, konfor alanımızı terk edeceğiz. Ama inşaAllah adım adım kendi verilerimizin hakimi olacak, içimizi kemiren tüm huzursuzluklardan kurtulacak, prangalarımızı kırarak dijital dünyayı yurt edineceğiz.

Bunlar teknik bir beceri gösterisinden ibaret değil, tükenmiş ve yorgun kalbimizin cihad ruhuyla hayat arayışı ve onurlu bir duruşu tüm dünyaya sergileme çabasıdır.

Bu, çirkin ve zalim bir dijital diyardan güzel ve adil bir dijital diyara yolculuktur.

Bu, zalimden yüz çevirip Allah ve Resulüne yapılan gerçek bir hicrettir.

Amel Tech olarak bizi duyan herkesi bireysel ve kurumsal olarak bu yolculuğa davet ediyoruz.

عَنْ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ أَبِي حَفْصٍ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: إنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ فَهِجْرَتُهُ إلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ لِدُنْيَا يُصِيبُهَا أَوْ امْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا فَهِجْرَتُهُ إلَى مَا هَاجَرَ إلَيْهِ

Unutmayınız: ameller ancak niyetleriyledir ve herkese ancak niyet ettiği vardır. Kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise onun hicreti Allah'a ve Resulünedir. Kimin hicreti elde edeceği bir dünyalığa veya nikâhlanacağı bir kadına ise onun hicreti de hicret ettiği şeyedir.

Bugün bize direnmek yoktur; direnenler direnmekte, bize amel etmek düşmektedir. Bu yalnızca ilmimizin zekatı değil, kutlu bir cihaddır.

Bizler Allah'ın rızasını talep ediyoruz. Hep birlikte şimdi Allah ve Resulüne hicret için niyet edelim. Rızkımız için zaten atmakta olduğumuz her adımı da bu niyetle atalım.

İnşaAllah, gelecek yazımızda, "dijital sömürgecilik" düzenini derinlemesine inceleyecek ve bu sistemin hayatımızı nasıl şekillendirdiğini somut örneklerle ortaya koyacağız.

Allah'a emanet olunuz.

وآخر دعوانا أن الحمد لله رب العالمين

Dizinin tüm yazıları